« Önceki |

4/10/2007

Pırıl pırıl canlı saçlar için

LOGONA Bitkisel Saç Boyalarında renk verici olarak, kontrol altında biyolojik yetiştirilmiş kına, sinameki, ceviz, barut ağacı, indigo, kurkuma, rhatany, pancar, kahve ve hatmi kullanılmaktadır. Ayrıca buğday proteini ve jojoba yağı gibi yüksek kaliteli bitkisel bakım maddeleri ile de saça boyama sırasında kalıcı bir bakım yapılmış olmaktadır. Boyama sonunda saç yapısı fark edilir şekilde iyileşmekte, saç ek bir hacım kazanmakta ve son derece kolay taranır hale gelmektedir. Renk Skalasında hangi LOGONA Bitkisel Saç Boyasının hangi saç rengine daha uygun olduğu görülmektedir.

Bitkisel Boyalar Gerçekten Çok Farklı Boyuyor...
Kimyasal boyalar, saldırgan bir şekilde saçın doğal pigmentlerini bozarak yerine sentetik boyaları yerleştirirler. Böylece orijinal saç renginiz geri dönüşsüz olarak tamamen değişmiş olur. Oysa saçın doğal renk pigmentlerinin saçı stabilize etme özelliği vardır. Dolayısıyla sıkça kimyasal boyalarla boyanan saçlarda, bu özellik kaybolduğu için,çabuk kırılma ve matlaşma görülür. LOGONA Bitkisel Saç Boyaları saçın sadece pulsu tabakasına ve dış yüzeyine yerleşir. Saçın doğal rengini veren renk pigmentleri doğal bitkisel boyanın arasından ışıldamasını sürdürür. Yeni saç renginiz, doğal saç renginizin ve bitkisel saç boyasının kombinasyonu ile ortaya çıkar.

Doğru Boya Renginin Seçilmesi
Bitkisel boyalarda boyama sonucu saçın cinsine bağlı olarak farklı tonlar oluşabildiği için kuaförlere saçın kalınlığını ve doğal rengini iyi analiz etmesini öneriyoruz. Saç ne kadar ince ve açık renkte ise bitkisel saç boyası da o kadar çabuk ve yoğun bir şekilde saça tutunur.

Bitkisel Saç Boyalarının Birbiriyle Karıştırılması
LOGONA Doğal Kozmetik Bitkisel Saç Boyaları birbirleriyle karıştırılabilir. Özellikle kırmızı ve kahve tonlarının karışımı ile düşünülebilen tüm nüanslarda renkler oluşturulabilir. Ceviz-kahve , kestane ve mahagoni renkleri, siyah renkteki bitkisel saç boyası koyulaştırılabilir. Altın sarısı ve sahara karıştırılarak altın sarısı ve kırmızı arasındaki tüm nüanslar elde edilebilir.

BDIH Sertifikalı Logona Ürünleri:

·  BDIH (Kontrol edilmiş doğal kozmetik) Şartlarına göre

·  üretilmiştir.

·  Sentetik koku, renk ve konserve edici madde içermez.

·  Parafin ve diğer petrol kökenli maddeler içermez.

·  Ölü hayvanlardan elde edilen doku özleri ya da hammaddeleri içermez.

·  Dermatolojik olarak test edilmiştir.


24/7/2007

Sağlıklı doğum kontrol yöntemleri

Kontrolsüz, birbirini takip eden doğumlar ve düşükler, anne ve bebek sağlığını ciddi olarak tehdit eder. Bu nedenle aile planlaması hem anne, hem de bebek sağlığına zarar vermeyecek uygun doğum kontrol yöntemleriyle yapılmalıdır.

Kişi için ideal bir korunma yöntemiyle istenmeyen gebelikler, kişinin sağlığına zarar vermeden engellenebilir. “Doktorunuzun önerisiyle sizin için en uygun olabilecek yöntemi seçmeli ve benimsemelisiniz” diyen Dr. Cem Çıtlak, korunma yöntemleri ile ilgili şunları söyledi.

İdeal korunma yöntemlerini sıralayan Çıtlak, rahim içi araç, kombine doğum kontrol hapları, hormon enjeksiyonları, norplantlar (Hormon İmplantları), cerrahi sterlizasyon (Ameliyatla Kısırlaştırma), prezervatif gibi artık büyük bir çoğunluğun haberdar olduğu yöntemlerin yanı sıra teknolojinin ilerlemesiyle birlikte alternatif doğum kontrol yöntemlerinin de varlığından bahsediyor.

RAHİM İÇİ ARAÇ ( SPİRAL )
Günümüzde plastikten yapılmış, bakır ilaveli rahim içi araçlar en ideal olan ve en çok kullanılanlardır. Bunların dışında aktif vaginal enfeksiyonu olanlara uygulanmaması gereken progesteron hormonu ilaveli rahim içi araçlar da vardır. Adet kanamasının hemen sonrasında veya kadın gebe olmadığından kesin eminse herhangi bir günde doktor tarafından rahime uygulanır. İdeal koruyuculuk süresi, bakırlı olanlarda beş yıl, hormonlu olanlarda bir yıl olan rahim içi araç kullanan kadınların mutlaka yıllık doktor muayenesinden geçiyor olması gerekir.

Hiç doğurmamış olanlar ve çok eşliler için fazla önerilmeyen rahim içi araca bağlı olarak;
* Aşırı adet kanamaları
* Ara kanamalar
* Kasık ağrıları görülebilir.
* Progesteron hormonu içeren rahim içi araçların, standart olanlara üstünlüğü kanama problemlerine yol açmamasıdır.

KOMBİNE DOĞUM KONTROL HAPLARI
Günümüzde gelişmiş ülkelerde en sık kullanılan, östrojen ve progestoron hormonu içeren, etkin ve güvenilir yöntem olan doğum kontrol hapları seçilmeden önce kadın genel bir jinekolojik değerlendirmeden geçmeli, PAP smear’i yapılmalı ve uygun ilaç doktor tarafından önerilmelidir. Hapa adetin ilk günü başlanır ve 21 gün süreyle ara vermeden günde bir tablet alınır, 7 günlük arayı takiben tekrar hapa başlanır. Kadın ara verdiği 7 günlük dönemde adet görür. Kadın ilacı korunmayı düşündüğü süre boyunca 21 gün ilaç, 7 gün ara şeklinde kullanır. İlaç kullanılırken en önemli olay günlük tabletleri unutmamaktır çünkü unutulduğunda koruyuculuk etkinliği azalır. İlaç bırakıldıktan kısa bir süre sonra kadın ilaç öncesi doğurganlık kapasitesine ulaşır. Sigara içen 35 yaş üstü kadınların kullanması pek tavsiye edilmez.
HORMON ENJEKSİYONLARI
Aylık ve üç aylık enjeksiyon olarak uygulanır. Aylık iğneler 28 günde bir uygulanır ve östrojen ve progesteron hormonu içerir. İlaç kullanımının ilk aylarında düzensiz kanamalarla karşılaşıla bilinir. Etkileri kombine doğum kontrol haplarına benzer, günlük hap alımını unutabilecek olanlara önerilir. Üç aylık iğneler sırf progesteron hormonu içerir. Kullanımları esnasında adet düzensizlikleri ve tamamen adetten kesilme gibi şikayetler görülebilir. Bu ilaç daha çok emziren anneler için uygun bir seçenektir. Her iki ilaç da bırakıldıktan kısa bir süre sonra kadın normal doğurganlık kapasitesine ulaşır.

NORPLANTLAR (HORMON İMPLANTLARI)
Lokal anasteziyle kolun iç yüzüne yerleştirilen ve prgesteron hormonu salan kapsüllerdir. Ara kanamaları ve adetten tamamen kesilme görülebilir. Etkinlik süreleri beş yıldır. Çıkartılmaları için de cerrahi müdahale gereklidir.

CERRAHİ STERLİZASYON
Cerrahi kısırlaştırma hem erkek, hem de kadın için uygulanan ancak geri dönüşümsüz olarak kabul edilmesi gereken bir yöntemdir. Çocuk sayısını tamamlamış olan ve ileriki hayatında kesinlikle çocuk düşünmeyen kişiler için uygun olan bir yöntemdir. Kadınlar için uygulanan yöntem tubal sterlizasyon (tüplerin bağlanması), erkekler için ise vasektomi (üreme kanalının bağlanması) ‘dır.

PREZERVATİF
Erkekler için, günümüzde mevcut tek geri dönüşümü mümkün olan yöntem. Doğum kontroluna ilave olarak cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruyucu etkisi de vardır. Her ilişki sonrasında prezervatifin yırtık yönünden kontrol edilmesi önemlidir.

PERSONA DİGİTAL KONTROL
Bilinen tüm doğum kontrol yöntemlerinde vücuda yerleştirilen bir araçtan, ilaçtan, cerrahi müdahalelerden bahsettik. Persona, vücuda içeriden veya dışarıdan bir ilaç alınmadan ya da herhangi bir madde kullanılmadan çözüm sunan ve bu özelliği ile “dünyanın en doğal doğum kontrol yöntemi” olarak tanımlanan doğum kontrol yöntemidir. Prezervatif, rahim içi araç ve doğum kontrol haplarını kullanmadan sadece stick’lerinin üzerinde idrar testi yaparak sonuca ulaşır.

Normal Laboratuarların yaptığı doğum kontrol için çok önemli olan iki hormonu ( LH ve Östrojen) günlük idrar testleri ile ölçebilen Persona, laboratuarda yapılan testlerle % 99,7 oranında benzeşir. Tehlikeli gündeyseniz kırmızı, serbest gündeyseniz yeşil ışık yakarak şüpheye yer bırakmadan “konforlu bir cinsel hayat” olanağı sağlar. 35 yaş üzeri ve sigara kullanan kadınların doğum kontrol haplarını kullanmaları sakıncalı. Bu noktada da persona önemli bir yer teşkil ediyor.

2/6/2007

Başarıya ulaşmanın en cazip ve kolay yolları


Başarıya giden yol; istediğimiz sonuçları bilmek, harekete geçmek ve başarılı oluncaya kadar değişmede gereken esnekliği göstermekten geçiyor. Sizi istediğiniz sonuçlara ulaştıracak ya da bu sonuçları destekleyecek inançları bilmek de başarıya giden başka bir yolu takip etmektir. İnançlarınız bunları gerçekleştirmiyorsa, onları bir kenara atıp yenilerini denemek her zaman yeni bir kapıyı da aralar. Buckminster Fuller, bu konuyla ilgili mecazi olarak “gemi dümeni” örneğini verir. Peki gemi dümeni hikayesi bizi nelere götürüyor? Geminin dümeni herhangi bir yöne çevrildiğinde; geminin dümencinin hedeflediğinin tam tersi yöne gitmeye meyilli olduğunu söyler. Dümenci hiç bitmeyen bir çabayla birçok düzeltme ve ayarlama yaparak rotayı tutturmak zorundadır. Bir dümencinin sakin bir denizde kaçınılmaz olan rotadan sapmalarla uğraşarak gemisini hedefe yönlendirdiğini düşünün. Çok tatlı bir hayal ve başarılı bir yaşam tarzı için iyi bir örnek ama biz her hatanın duygusal bir yük getirdiğine de inanıyoruz. Başarısızlığa inanmak bir nevi beyni zehirlemektir. Birçokları için en büyük kısıtlama; başarısızlıktan korkmaktır. Olasılıkları düşünebilmek için Dr. Robert Schuller’in güzel bir sorusu var;  “Gerçekten başarılı olacağını bilseydin ne yapardın?” Başarıya giden yolu takip etmek istiyorsanız, işte başarının kapılarını açacak olan 7 inanç...
 
Her şeyin içinde bir neden ve amaç var...

Bazı insanlar başına ne gelirse gelsin, her şeyi kendi amaçları için kullanır. Aynı şekilde bütün başarılı insanlar; her olay ve durumda, neyin olanaklı olduğunu ve hangi yararlı sonuçların elde edilebileceğini inanılmaz bir şekilde anlama yeteneğine sahiptir. Çevreden ne kadar ters tepki alırlarsa alsınlar, hep iyimser düşünürler. Her şeyin bir amaç için var olduğuna ve kendilerine hizmet edeceğine inanırlar. Aynı zamanda bütün zorlukların fayda sağlayacağını düşünürler. Önemli sonuçlar elde eden kişilerin bu şekilde düşündüğünü göz ardı etmemek gerikir. Eski bir güzellik kraliçesi olan Marilyn Hamitten, şimdi başarılı bir iş kadını. 20’li yaşlarda tırmanma egzersizi sırasında kayalıktan düşerek, felç olduktan sonra bile, yapamayacaklarını değil, yapacaklarını düşündü. Yola, kullanılışlı bir tekerlikli sandalye dizaynı ile başlayarak, 1984 yılında  “Motion Design” şirketini kurdu. Şimdi 80 üretim ve 800’den fazla pazarlama elemanıyla “başarılılar” sınıfındaki yerini koruyor.  Sınırlı inançlar, sınırlı insanlar yaratır. Anahtar kelime ise, bu sınırlardan kurtulup değişik arayışlar içinde olabilmektedir.  Olasılıklara olan inancınız yüksekse, başarıya ulaşma yolunda olduğunuzu unutmayın. 

Başarısızlık yoktur sonuç önemlidir...

Birçok insan, başarısızlıktan korkmaya programlanmıştır. İnsanlar genelde bir sonuca ulaştıklarında kendilerini başarılı görürler. Başarısızlıktan korkuyor musunuz? Öyleyse başarılı olmayı öğrenmeye ne dersiniz? İnsanların deneyimlerinden faydalanarak, yaptığımız her şeyde başarılı olabiliriz. Başarılı olacaklarına inanan insanlar ortalama olmayı garantilerler. Başarısızlık büyük işler yapan insanların düşünmediği bir kavram belkide.  Bunu bir örnekle açıklamak daha doğru. Herhangi birini düşünün. Bu kişi,  21 yaşında işinde başarısız olmuş, 26 yaşında eşini kaybetmiş, 34 yaşında kongre seçimlerini kaybettikten sonra 45 yaşında tekrar kongre seçimlerini kaybetmiş, bu kadarla da kalmayıp, 47 yaşında başkan yardımcısı seçimlerini kazanamamış ve 45 yaşında  senato seçimlerinde de başarılı olamamış.  Ama en sonunda 52 yaşında A. B. D. Başkanı seçilmiş. Herhangi biri olarak nitelendirdiğimiz bu kişi ABD Başkanı Abraham Lincoln’dür. O, bu olayları başarısızlık olarak değerlendirseydi sizce başarılı olabilir miydi?
 
Ne olursa olsun sorumluluğu üstlenin

Büyük liderlerin ve başarılı insanların hepsi, dünyayı kendilerinin yarattığına inanarak hareket ederler. Her zaman ve tekrar duyacağınız tek cümle “Ben sorumluyum ve gerekeni ben yapacağım”dır. Hayattaki tüm deneyimlerimizi gerek davranışlarımızla, gerekse düşüncelerimizle bizim yarattığımıza ve hepsinden ders alabileceğimizle inanıyorum.

Başarı ya da başarısızlıklarınızla dünyayı sizin yarattığınıza inanıyorsanız, kendinizi olayların akışına bırakmışsınız demektir. Böylece siz bir amaç değil, araç oluyorsunuz. Sorumluluk almak; insanın gücünün ve olgunluğunun bir ölçüsüdür. Başarısızlığa inanmadan, sonuçlara inanıyorsanız, sorumluluk  almakla kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktur.

Bir şeyi hayata geçirebilmek için onu anlamış olmak gerekir

Birçok başarılı insan başka bir ortak inanca sahiptir. En ince ayrıntıları bilmeleri gerektiği hissine kapılmadan, temel konulara eğilirler. Güçlü insanlar incelendiğinde; birçok konuda bilgi sahibi olmalarına karşın, işlerini en ince ayrıntısına kadar bilmedikleri görülmüştür. Başarılı insanların hareket tarzlarını anlamak için onları izlemek gerekir çünkü onlar bilgiye nasıl ulaşacaklarını bilirler. 

En değerli ve büyük kaynak insandır...

Mükemmele ulaşanlar, genelde insanlara saygı ve sevgi besler. Amaçlarında, bütünleşme ve takım ruhu vardır. Yöneticisinden işçisine kadar herkesin aynı mekânda çalıştığı firmaları duymuşuzdur. Onların başarılarının sırrı; insanları kullanmak yerine, onlara saygı duymalarında yatar. Birçok inanç gibi bu inanç da benimsenmesi zor, söylenmesi kolay olanlardandır. İşyerinde, yaşantınızda, ilişkilerinizde gemiyi rotasında tutmaya çalışan gemici gibi davranın. Bu düşünce bizi  bazı hareket şekillerini  yaratıcılıkla geliştirmemizi sağlar.

Çalışmak oyundur

Hiç sevmediği bir işte başarılı olmuş bir kişiyi tanıyor musunuz? Şüphesiz ki, cevabınız “hayır”dır. Mark Twain “Başarının sırrı mesleğinizi tatile çevirmektir” diyor. Başarılı insanların yaptığı da bu aslında... İşleri onları heyecanlandırır, canlandırır ve tabii ki hayatlarını zenginleştirir.

Sorumluluk alın ve başarı elde edin

Herhangi bir daldaki başarılı kişileri incelerseniz, onların en iyi, en zeki, en hızlı ya da  güçlü değil, çok sorumluluklar alan kişiler olduğunu görürsünüz. Sorumluluk her alanda başarının destekleyicisidir. Henri Ford’un dediği gibi, “Hata  değil, çare bulun”.

19/3/2007

Doğum Kontrol Haplarıyla İlgili Bilinen 10 Yanlış

Bir gün doğum kontrol haplarının cinsel soğukluğa neden olduğunu ve şişmanlattığını duyuyorsunuz. Ertesi gün, adet döngüsünü önlemenin kolay bir yolu olduğunu ve yumurtalık kanserini önlediğini öğreniyorsunuz...

Bu çelişkili haberler ve çeşitli doğum kontrol yöntemleri arasında kafanız yeterince karışmış olmalı.

İşte size doğum kontrol hapları ve diğer doğum kontrol yöntemleriyle ilgili bilinen 10 yanlış ve neden doğru olmadıkları:

1.YANLIŞ: Adet döngüsünü durdurur.

Yapılan çalışmalar göstermektedir ki, kullanılan çeşitli methodların adet döngüsünü bastırmasında hiçbir tehlike yok. Bazı ilaçlar premenstrüel sendromlarını azaltır, diğerleri ise adet döngüsünü durdurur. Pensilvanya’daki Delaware County Memorial Hastanesi’nden Dr. Rebecca Gould açıklıyor: “Hormonlar rahim duvarının ince olmasını sağlıyor, yani hiçbir yeni oluşum meydana gelmiyor.” Ayrıca, adet sırasında görülen semptomlar genellikle yok oluyor.

Adet döngüsünün bastırılması, özellikle çok fazla kanaması olan, krampları olan ve menstrüal migreni olan kadınlarda oldukça faydalı oluyor.

2. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları kanser riskini artırıyor.

Doğum kontrol haplarını uzun süre kullanmak, gerçekte rahim kanseri ve yumurtalık kanseri riskini azaltır. Bir yıl sonunda, rahim kanseri riski %50, ve yaklaşık bir buçuk yıl sonra yumurtalık kanseri riski %40 azalır. 10 yıl sonra ise, bu risk normalden %80 daha düşük olur. Columbia Üniversitesi’nden Dr. Katharie O’Connel açıklıyor: “Rahim duvarının uzun süre ince kalması ve yumurtalıkların aktif olmaması, kansere neden olan yanlış hücre bölünme riskini azaltır.” Doğum kontrol hapları aynı zamanda kolon kanserini de önlüyor.

Peki ya meme kanseri? Bugüne kadar yapılmış araştırmalar ne yazık ki bu konuda yetersiz kalıyor. Mayo Clinic Proceedings’te yayımlanan ve daha önce yapılan araştırmaların incelendiği bir çalışmada, doğum kontrol hapı kullananlarda bu riskin çok az bir artış gösterdiği, ancak hap kullanımının sonlandırılmasıyla birlikte bu artışın ortadan kalktığı belirtiliyor. Meme kanseri hastalarının veya daha önce meme kanseri olan kişilerin ise, hormonların kanser hücrelerini uyarabileceklerini göz önünde bulundurarak, doğum kontrol haplarını kullanmamaları gerektiği açıklanıyor.

3. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları şişmanlatıyor veya cinsel soğukluğa neden oluyor.

Çoğu kadın şişmanlamasının nedeni olarak doğum kontrol haplarını görür, ancak doğum kontrol haplarının, ani başlayan kanamalar dışında hiçbir yan etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Libido için ise, bazı çalışmalar cinsel isteğin azaldığını, bazıları ise arttığını gösteriyor.

4. YANLIŞ: Spiral kısırlığa neden oluyor.

1970’li yıllarda piyasaya sürülen bir tür spiralin, enfeksiyonlara neden olduğu ve bu nedenle kısırlığa yol açtığı düşünülüyor. Ayrıca bu vakalardan 17’si ölümle sonuçlanmıştır. Ancak günümüzde kullanılan spiraller oldukça güvenlidir. Ayrıca spiral, doğum kontrol haplarından daha etkili ve daha ucuzdur.

Yan etkileri? Üç dakika kadar menstrüal kramplara benzer bir acı hissedilir, ve sonraki bir hafta kramplar ve kanama olabilir. Ayrıca genellikle spiralle beraber rahime bakteriler de yerleştiği için ilk üç hafta enfeksiyon riski oldukça yüksektir, ancak bu enfeksiyon bir antibiyotikle kolayca tedavi edilebilir.

5. YANLIŞ: Diafram doğum kontrol hapı kadar etkilidir.

Serviksi tamamen kapatan ve spermisid içeren diaframlarda, risk haplara göre daha yüksektir. Vajinal doğum yapmış kadınlarda, serviks daha büyük olduğu için, %32 gibi oldukça büyük bir risk vardır, diğer kadınlarda ise bu risk %16’dır. Daha iyi bir korunma için, kondomla beraber kullanılması gerekir.

6. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları uzun süre kullanılmamalıdır.

Doğum kontrol haplarının kullanımına ara verdiğinizde, hamile kalma riskiniz vardır. Hapları bırakmak için tıbbi hiç bir neden yoktur. Hap kullanımını bıraktıktan sonra, hamile kalabilirsiniz. Kadınların %50’si ilk üç ay içinde hamile kalmaktadır.

7. YANLIŞ: Doğum kontrol haplarının yan etkileri ömür boyu sürer.

Gould, hormonal doğum kontrol yöntemlerinin yan etkilerinin ilk üç ay içinde ortadan kalktığını belirtiyor.

8. YANLIŞ: 40 yaşın üzerinde doğum kontrol hapı kullanmak sakıncalıdır.

Doğum kontrol haplarını menopoza girinceye kadar kullanabilirsiniz. Ancak, yaşınız 35’in üzerindeyse ve sigara içiyorsanız, veya hipertansiyon yada diyabet hastasıysanız, hap kullanımıyla kalp hastalıkları ve felç riskiniz artıyorsa, sadece progesteron içeren haplardan kullanabilirsiniz.

9. YANLIŞ: Doğum kontrol haplarıyla beraber diğer haplarda alınabilir.

Depresyon için kullanılan bazı ilaçlar, doğum kontrol haplarını etkisiz hale getirmektedir. Araştırmacılar, bu ilaçların, doğum kontrol hapının metabolizmasını hızlandırarak, hormonların görevlerini yapmalarını önlediğini düşünüyorlar. Bunun yanı sıra, doğum kontrol hapları antidepresanların etkilerini artırıyor.

10. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları migreni kötüleştiriyor.

Bu yanlıştır, ancak auranın eşlik ettiği migren ağrıları olan kadınlarda doğum kontrol hapları felç riskini artırıyor. Bu kişiler için östrojen içermeyen hormonal methodlar kullanılabilir.

Vatan - Realage.com.tr

13/3/2007

Kadınlarda libido sorunu

Gizli hipertansiyona dikkat


Pek çok sağlık sorununun olduğu gibi hipertansiyonun da "ben geliyorum" dediği bir ön dönem çoğu kez vardır.

. Birkaç istisna dışında, hipertansiyon yavaş yavaş ve ilerleyici bir biçimde ortaya çıkar. Orta yaşlarda, bedensel aktivitenin azalması, vücut ağırlığının artması, stres, uyku problemi gibi sorunların yoğunlaşması, genetik olarak hipertansiyon eğilimi olanlarda, bu sorunun yavaş yavaş uç vermesine neden olmaktadır. Kalp-damar sistemi dengesini zorlayan, kalıtımsal ve çevresel faktörlerin üst üste gelmesi ise en önemli etkendir. Yapılan küçük hatalar, zamanla birikmekte ve bir "erken hipertansiyon" dönemini başlatmaktadır. Eğer, kan basıncı yükselmesi bu dönemde fark edilir ve gerekli önlemler alınıp, tekerlek tersine çevrilebilirse normale dönüş kolaydır. Erken hipertansiyon döneminde, yapılacak basit değişimler, en azından hipertansiyonun yerleşmesini geciktirecek ve yavaşlatacaktır. Avustralya’da yapılan geniş bir çalışma, erken yakalanan ve yaşam tarzı değişiklikleri ısrarla uygulanan hipertansiyon bulgularının, bir yıl içinde yüzde 13’ünde, üç yıl içinde ise yarıya yakınında kan basıncında normale dönüşün sağlanabileceğini göstermiştir.

Ne yapacaksınız

Eğer, bu dönemde gerekli tedbirleri almazsanız, zaman içinde hipertansiyon hastası olmanız kaçınılmazdır. Sık sık belirtiyoruz, hipertansiyon, sessiz ve derinden giden, ciddi ve tehlikeli bir sağlık problemidir. Hastaların çoğu, hipertansiyonlu olduklarının farkında bile değildir. Eğer, hipertansiyon hastası olduğunuza karar verilmişse, yani hipertansiyon dönemini fark etmeden tamamlamışsanız, şansınızın hálá sürdüğünü unutmamalısınız. Fazla kilolarını veren, tuz tüketimini azaltan, beslenmesine daha fazla sebze, meyve, potasyum ve magnezyum zengini besinler (muz, kayısı, şeftali, haşlanmış patates, portakal ile ceviz, fındık, badem) katanlarda, stres seviyesini düşürüp, uykusunu düzene koyanlarda ve bununla yetinmeyip bedensel aktivitesini yeniden artıranlarda, ilaç kullanmaya gerek kalmadan kan basıncında ciddi düşüşler sağlanmaktadır. Bu ve benzeri önlemlerin en azından daha az sayıda ve daha düşük dozlarda ilaç kullanmanıza yardımcı olacağını bilmelisiniz.

Kafein kan basıncını artırır mı?

Kafein en çok tüketilen uyarıcıdır. Kahve, çay, çikolata gibi yiyecek ve içeceklerin çoğunda bulunan bu hafif uyarıcı, fazla kullanılması halinde sinirliliğe, heyecana ve çarpıntıya yol açar. Tüketilen kafein miktarı kg başına 5 mg’ı geçerse, kan basıncını yükseltebilir. Aşırı tüketimi hipertansiyon problemi olmayanlarda bile, sistolik ve diyastolik kan basıncını 5-15 mmHg. kadar yükseltebilmektedir. Esas sorun kafeinli içecekleri çok seyrek kullanan hipertansiyonlarda ortaya çıkmaktadır. Bu insanlarda kafein tüketimi kan basıncında ani bir yükseliş yapmaktadır. Biz herkes için kg başına 2-3 mg geçmeyecek şekilde kafein tüketilmesini tavsiye ediyoruz.

Dr. Ece HATTAT

ehattat@yasasinhayat.org

Kadınlar da libido surunu yaşıyor

>


Kadınlar da tıpkı erkekler gibi cinsel beraberliklerinde sorunlar yaşamaktadır. Çoğu kadın yaşadıkları bu büyük problemi partnerleri ile konuşmakta zorlanmakta, çoğu da utanarak tedaviye başvuramamaktadır. Kadınlarda cinsel problemler psikolojik veya fizyolojik işleyişten kaynaklanmaktadır.

Azalmış cinsel istek sendromu

Yorgunluk, depresyon, hastalık, stres, anksiyete (gerginlik) kişinin cinsel isteğini ve enerji düzeyini etkilemektedir. Doğum kontrol ilaçlarının değiştirilmesi, adet dönemleri, çocuk doğumu, kadınların cinsel isteğini kaybetmeleri ile bağlantılıdır. Cinsel istek, alınan ilaçlar veya depresyon gibi ruh halinin değişmesi ile kolayca azalabilir. Azalmış cinsel istek, sıklıkla baskılanmış veya azalmış orgazma bağlı olabileceği için, hangisinin önce oluştuğunun iyi sorgulanması gerekmektedir. Bu konuda tedavi için bir uzmana başvurulmalıdır.

Cinsel uyarılma ve orgazm bozukluğu

Cinsel uyarılma bozukluğu, tekrarlayan şekilde ya da sürekli biçimde cinsel uyarılara cevabın olmaması veya yeterli vajinal kaynağın devam ettirilememesidir. Bu durum aslında fiziksel uyarılma eksikliğinden değil, uyarılmanın kişisel algılamasındaki bozuklukla alakalıdır. Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınlar, genellikle cinsel ilişkiden tamamen uzak durmaya çalıştıklarından, sıklıkla bu kadınlarda cinsel istek azlığı tanısı konmaktadır. Diğer taraftan, damarsal kökenli seksüel fonksiyon bozuklukları da, cinsel uyarılma bozukluğu yaratabildiği gibi orgazm sorunu da yaratabilir. Orgazm bozukluğu, sürekli biçimde normal cinsel uyarılmadan sonra orgazmın olmaması veya gecikmesi halidir. Kadınlarda orgazmı oluşturmak için gerekli uyarının şekli ve yoğunluğu çok farklılıklar göstermektedir. Bu konuda tedavi için mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Prof.Dr. Halim HATTAT

DİYET GÜNLÜĞÜ

Sorularınız için:

Tel: (0212) 236 73 00

Ev hanımıyım, düzenli olarak katıldığım çay toplantılarım var ve bu şartlarda diyet yapmak imkansız gibi bir şey. Diyetimi bozmadan bu toplantılara katılmam mümkün mü?


Keyifli saatler keyfinizi bozmasın

Çay toplantıları, diyetleri sabote eden önemli faktörlerden biri oluyor kimi zaman. Diyet esnasında bu toplantılara katılmadan önce ana öğünü atlamak veya geçiştirmek yapılabilecek en büyük hatadır. Benim önerim öğle öğününüzü düzenli bir şekilde yapıp ara öğün saatinize ait bu kaloriyi farklı ve sağlıklı seçimlerle bu saate taşımak olacaktır. İşte size birkaç öneri:

- Yarım simit + bir ince dilim az yağlı peynir + domates, salatalık.

- İki dilim börek + bir ince dilim az yağlı peynir.

- İki kaşık kısır + 1 ince dilim az yağlı peynir + 2 adet grisini + bol yeşillik.

- Bir adet mercimek köfte + bol yeşillik + bir bardak ayran + iki adet kepekli bisküvi

Diyetisyen Nilüfer BAYRAM

niluferinceis@yasasinhayat.org

Arkadaşlarla dışarıda yemek yiyoruz. Alkol almamaya çalışsam da ortadaki mezelerden tükettiğimi fark ettim. Acaba kaç kalori alıyorumdur?

Meze deyip geçmeyin

Böyle farkları bulabilmek ve bu durumlardan minimum kalori ile ayrılmak o kadar önemli ki. Hemen size bir meze tabağı sunuyorum. Bakalım kaç kalori alıyoruz fark etmeden...

l 2 kaşık haydari=35 kalori

l 1 küçük zeytinyağlı dolma=70 kalori.

l 1 dilim kaşar peyniri=125 kalori.

l 1 dilim yağlı beyaz peynir=122 kalori.

l 1 dilim salam=29 kalori.

l 1 kaşk Rus salatası=120kalori.

l 1 kaşık yoğurtlu patlıcan=10 kalori.

l 1 çiğ köfte=30 kalori.

l 1 kaşık humus=33 kalori.

l 4 dilim patates kızartması=70 kalori.

Yani bu küçük atıştırmalar size yaklaşık 700 kalori enerji sağlayabiliyor.

gunes@yasasinhayat.org

Tat almanız bozuksa

* Eğer kırmızı etin tadı farklı geliyorsa peynir, yumurta, beyaz et ürünlerini veya süt ve süt ürünleri gibi diğer protein içeren besinleri tercih edin.

* Soya sosunda, şarapta, barbekü sosunda veya meyve suyunda marine edilmiş etleri tercih edin.

* Yemekleri soğuk veya oda sıcaklığında servis edin.

* Yemeklerinize baharatları, bitkileri dahil edin. Farklı karışımlar deneyin; sarımsak, soğan, limon suyu gibi.

* Yemeklerinizin tadını değiştirmek için salça veya sos ekleyin.

* Farklı içecekler tüketin veya bir şeker emin.

* Ağız tadınızı bir yemek kaşığı karbonat (baking soda) ve 2 bardak ılık su karışımını kullanarak yenileyin.

* Yemekten sonra diş etlerinizi, dilinizi ve dişlerinizi temizleyin.

Diyetisyen

Tuğçe ALTAN

BAHÇE


taltan@yasasinhayat.org

Hürriyet Kelebek

8/3/2007

Turuncu domates yetiştirildi

Amerikalı gıda bilimcileri, turuncu domates yetiştirdiler.
      Ohio Eyalet Üniversitesinden bilim adamları, turuncu domatesin vücut tarafından daha rahat emilen bir "likopen" türü içerdiği için, kırmızı domatesten çok daha yararlı bulunduğunu iddia ediyorlar.
      Bir antioksidan türü olan likopen, gerek domatese gerekse diğer sebze ve meyvelere renklerini veren madde.
      Gıda bilimi ve teknolojisi profesörü Seteven Schwartz ve arkadaşları, 12 gönüllüyü turuncu ve kırmızı domates soslarıyla yapılmış makarna testinden geçirdiler. Ancak gönüllülerden testlerden önce 13 gün boyunca domates ve domatesle yapılmış yemek yememeleri istendi.
      Makarna yemeden önce ve yedikten sonra deneklerden her bir-iki saatte alınan kan örneklerinde likopen seviyesine bakıldı.
      Sonuçlar, turuncu domatesten likopen emiliminin, kırmızı domatesten emilimden 2,5 kat daha yüksek olduğunu gösterdi.
      Schwartz, kırmızı domatesin daha çok likopen içerdiğini ancak bunun büyük bölümünün vücudun iyi ememeyeceği biçimde olduğunu söyledi. Schwartz, "Deneye katılanlar, turuncu domatesten yapılan sosu yerken belki daha az likopen aldılar, ancak kırmızı dometes sosusundan daha fazla likopen vücutlarında emildi" dedi.

6/3/2007

Besinler de kanser yapar

Pişirme ve yeme biçimi besinleri en büyük düşmanınız haline getirebilir. Oysa doğru besinleri, doğru şekilde pişirmek ve yemekle büyük oranda kanseri önlemek mümkün olabilir.

Yediğiniz besinlerinsizin için bir soruna da mucizeye de dönüşmesi kendi elinizde.

Son yıllarda yapılan çalışmalar beslenme alışkanlığının kanserde en önemli faktör olduğunu ortaya koyuyor. Dünyadaki kanserlerin üçte birinin besinler ve besin alma şekillerinden kaynaklandığı sanılıyor. Dünya Kanser Araştırma Vakfı, Amerikan Kanser Araştırma Vakfı ve Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'nün vardığı değerlendirmelere göre, kanserlerin yüzde 80-90'ı önlenebilir. Bu kuruluşların verilerine göre mide ve bağırsak kanserlerinin yüzde 90'ının; rahim, safrakesesi, pankreas ve göğüs kanserlerinin yüzde 50'sinin; akciğer, ağız, mesane, rahim ağzı, prostat ve özafagus kanserlerinin yüzde 20'sinin ve diğer kanserlerin yüzde 10'unun uygun ve doğru beslenme alışkanlıklarıyla önlenmesi mümkün. Beslenme uzmanı Doç. Dr. Huriye Wetherilt, beslenme ve kanser ilişkisini anlattı.
Beslenmenin en etkin olduğu kanserler hangileri?
Beslenme en çok, sindirim sistemi (ağız, yemekborusu, mide ve bağırsak), hormon salgılarıyla ilgili organlar (göğüs, rahim, yumurtalık, prostat), akciğer, karaciğer, safrakesesi ve pankreasta gelişen kanserlerde etkili. Gelişmiş ülkelerde kanser oluşumunu etkileyen diyetetik etmenler, metabolik ve hormonal nedenlere bağlı. Bu toplumlarda beslenme şekli daha çok bağırsak (kolon, rektum), göğüs, endometrium (rahim) ve prostat kanserlerinin görülmesinde etkili. Geri kalmış toplumlarda ise kanseri oluşturan diyetetik etmenler daha çok hijyenik olmayan gıda tüketimine, bir başka deyişle gıdaların kimyasal, biyolojik kirlenmesine bağlı oluyor. Bu kesimlerde beslenme alışkanlıklarıyla ilgili olarak daha çok mide, ağız, farinks, özafagus, karaciğer ve serviks (rahim ağzı) kanserleri görülüyor.

Farklılığın sebebi ne?
Gelişmiş, endüstrileşmiş toplumlarda et, kızartma, şekerli, beyaz unlu veya işlem görmüş gıdaların tüketiminin yüksek olmasına ve aşırı kilo alımına; gelişmesi daha geri kalmış, özellikle kırsal kesim toplumlarında ise nitrosamin ve mikotoksin içeren gıdaların tüketimine, vitamin ve mineral yetersizliğine, papiloma virüs, hepatit virüsü ve helikobakter enfeksiyonlarının yaygın olmasına bağlanıyor. Ülkemizde erkeklerde akciğer ve sindirim sistemi kanserleri, kadınlarda ise göğüs, idrar ve üreme sistemi kanserleri görülüyor. Bu da toplumuzdaki kanserlerin beslenmeyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Türkiye, bir Akdeniz ülkesi olmasına rağmen batı bölgelerindeki hızlı şehirleşme ve bununla gelişen 'fast food' merakı, doğuda ise olanaksızlıklar, farklı alışkanlıklar ve yetersiz hijyen koşulları nedeniyle Akdeniz usulü beslenilemiyor.

Doğru bir beslenmeyle kanser ne kadar önlenebilir?
Doğru yeme alışkanlıkları, fiziksel aktivite ve ağırlığın normal sınırlarda olması kanser görülme sıklığını en az üçte bir oranında azaltıyor. Bu da dünyada her yıl üç-dört milyon kanser vakasının önlenmesi demek. Besinlerimizde bulunan maddelerin bazıları kanser oluşumunu destekliyor. Bazıları ise kanseri engellemede yardımcı.
 

Kanserde kısa boy avantajı
Şişmanlık ve fiziksel aktivite nasıl etkili oluyor kanser oluşumunda?
Şişmanlık, erkeklerde bağırsak ve akciğer, kadınlarda ise hormonlarla ilgili kanserleri (göğüs, rahim, yumurtalık, tiroid bezi tümörleri) özellikle destekliyor. Enerji kısıtlaması, göğüs ve bağırsak kanserleri ile lösemi oluşumunu da etkiliyor. Ayrıca kısa boylu kişilerin kansere yakalanma riskleri uzun boylulara göre daha düşüktür. Bu da büyüme-gelişme çağında besin kısıtlamasının, kansere karşı koruyucu etkinlik gösterdiğini düşündürüyor. Fiziksel aktivite kadınları göğüs kanserine karşı koruyor. Örneğin gençlik yıllarında atletizmle uğraşan kadınlarda göğüs kanseri daha az görülüyor. Hayat boyu hareketli olan veya işinde fiziksel güç kullanan kişilerde tümör riski azalıyor.

Yağların kansere etkisi nedir?
Yağların kanserle olan ilişkilerinde yağın cinsi ve miktarı önemlidir. Linoleik asit düzeyi yüksek olan bazı sıvı yağlar (ayçiçek, mısır özü, pamuk yağları vb.) kanser oluşumunu destekliyor. Bunun bir nedeni, kızartma sürecinde ortaya çıkan peroksitlerin DNA hasarına yol açmalarıdır. Vücudumuzda 'linoleik' asitten üretilen 'prostaglandinler' kanser hücrelerinin zarları için gerekli olduğundan ve bizi kansere karşı koruyan bağışıklık sistemi hücrelerini baskıladıklarından kanserli hücre gelişimini hızlandırıyor. Sıvı yağların hidrojenle doyurulmasıyla yapılan margarinler işlem sırasında ortaya çıkan ve doğal olmayan 'trans yağ asitleri' nedeniyle kanser oluşturma açısından sakıncalı.
Ancak balık yağında ve bazı sebzelerde bulunan omega-3 yağ asitleri (DHA, EPA ve alfa-linolenik asit), kansere karşı koruyucu etkinlik gösteriyor. Balık yağlarının insanlarda ve hayvanlarda prostat, göğüs, melonoma, fibrosarkoma ve bağırsak kanserlerini önledikleri bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Melanoma ve göğüs tümörlerinin akciğere yayılmalarını (metastaz) da engelliyor. Omega-3 yağ asitleri ayrıca vücudun bağışıklık sistemi hücrelerini koruyarak da kanser oluşumuna karşı direnci artırır.
Kanser açısından risk altında olanlar nasıl yağlar kullanmalı?
Bu kişiler özellikle bitkisel sıvı yağ tüketim miktarını mümkün olduğunca azaltmalı, margarin kullanmamalı, buna karşın balık yağı tüketimini artırmalı. Zeytinyağı ve fındık yağı sıvı yağ oldukları halde linoleat düzeyleri düşük olduğundan kanser oluşumunu çoklu doymamış yağlar kadar desteklemekle beraber kanser riski altındaki kişiler tarafından dikkatli kullanılmalı. Tereyağ, içerdiği butirik asidin kanser önleyici etkileri nedeniyle risk altındaki kişilerle belli miktarda kullanılabilir.

Erkeklere meyve kadınlara sebze


Proteinlerin kanserde nasıl bir etkisi var?
Hayvansal kaynaklı protein (süt, yoğurt hariç) açısından zengin diyetler mide, bağırsak, göğüs, prostat ve böbrek kanserlerini hızlandırabiliyor. Et ve tavuk tüketimini kısıtlamak, kanser oluşumunu baskılıyor. Ancak bu etkinlik, hayvansal etlerin protein içermesinden ziyade yüksek yağ bulundurması veya pişirme tarzından kaynaklanıyor olabilir. Bunun yanında bitkisel proteinler, özellikle soya proteini; kansere karşı vücudu koruyucu etkinlik gösteriyor. Ancak bu etkinlik işlem gören soya ürünlerinde (soya eti, soya sosu vb) kayboluyor. Hatta Çin'de çok sık görülen yemek borusu kanserlerinin başlıca nedenlerinden birinin bu ülkede soya sosunun yaygın kullanımı olduğu öne sürülüyor.


Nişastalı, şekerli besinlerin kanser oluşumunda rolü ne?
Çok fazla hamurişi ve şeker tüketimi pankreas, göğüs, yemekborusu, mide ve bağırsak kanserleri riskini artırıyor. Ayrıca bu tür besinlerin aşırı tüketimi şişmanlığa neden olduğundan dolaylı yoldan kanseri destekliyor. Diyet ve kanser ilişiklerinde ilgi çeken besin maddelerinden biri posa. Posa, sindirim sisteminde sindirilmeyen maddelerdir. Ana kaynakları tahıllar, kurubaklagiller, meyve ve sebzelerdir. Bağırsak kanserine karşı koruycu etkisini et ve yağ tüketimiyle, bağırsakta kanser yapıcı maddeleri seyrelterek, emerek; bağırsak bakterilerinin, safra asitlerini kanser yapıcı maddelere dönüştürmesini engelleyerek ve bağırsak hareketlerini artırarak gösteriyor.
Ancak etkinlik posanın kaynağına göre değişebiliyor. Meyve ve sebze posaları, bağırsak kanseri riskini önemli düzeyde azaltıyor.

Erkeklerde meyveler, kadınlarda ise sebzeler daha etkili. Bazı araştırmalarda buğday kepeğinin tümör oluşumunu engellediği gösterilmiş. Bu etkinin kepekteki fitik asitten kaynaklandığı sanılıyor.


Kanser oluşumunu destekleyen besinler

  • Şişmanlık ve yüksek kalorili diyet
  • Küflü besinler
  • Çoklu doymamış sıvı yağlar ( ayçiçek, mısırözü, soya, pamuk yağları vb.)
  • İşlem görmüş, dumanlanmış etler
  • Nitrit katılmış besinler (sosis, salam)
  • Kavrulmuş, yanmış besinler (etler)
  • Sirke, turşu, soya sosu gibi fermente besinler.
  • Salamura ve tuzlanmış besinler
  • Ağır metaller (kurşun, cıva vb.)
  • Beyaz un ve rafine şeker

  • 6/3/2007

    Mucize bitki soya

    Doğu Asya ovalarından tüm dünyaya yayılan mucizevi bitki soya, içerdiği yüksek kaliteli protein ile çocuklar ve yetişkinler için sağlık dağıtıyor. Hayvansal gıdalara oranla daha az yağ içerdiğinden kalbi koruyor, kolesterol düşüşünde önemli bir rol oynuyor.

    Son yıllarda sağlık açısından önemi daha iyi ortaya çıkan mucizevi bitki soya fasulyesi, Asya halkının beslenme alışkanlığında vazgeçilmez bir besin olarak yer alıyor. Yaklaşık 5 bin yıl önce Doğu Asya ovalarında keşfedilen soya, bugün sadece vejetaryen beslenme düzeninde değil, dünya mutfaklarında da önemli bir yere sahip. Büyüklük ve şekline göre uzun, yuvarlak, oval olan soya fasulyesi, hafif esmer ya da sarı renklidir. Mayıs ortasında ekilen soya eylül ya da ekim aylarında toplanır.
    Soya fasulyesini bu derece önemli kılan, zengin bir protein kaynağı olması, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu amino asitler açısından mükemmel bir denge oluşturması. Soya proteini hem çocuklar hem de yetişkinler için önemli bir kaynak. Aynı zamanda inek sütüne karşı alerjisi olanlar için de vazgeçilmez bir protein kaynağı. Kolayca sindirilebilen, kolesterol içermeyen soya ürünleri bu özellikleri nedeniyle diyet yapanlara da öneriliyor. İçerdiği B1 vitamini oranının ete nazaran daha yüksek olması; kalsiyum, demir, çinko, fosfor, magnezyum içermesi gibi nedenlerle uzmanlar sağlıklı bir yaşam ve dengeli beslenme için soya ürünlerinin kullanılmasını öneriyor.

    Sağlık için soya

    Düşük yağlı ve soya bazlı beslenen Japonlarda kalp hastalıklarının çok az görülmesi, kalp hastalıkları ve soya ilişkisini gündeme getirdi. Soya çeşitlerinin kan lipid seviyeleri üzerindeki etkisi de araştırıldığında soyanın kolesterol seviyesinin düşüşünde önemli bir rol oynadığı ortaya çıktı. Menopoz konusunda yapılan araştırmalar da, soyanın kemiklerin güçlenmesinde etkili olabileceğini gösteriyor. Erkekler açısından da umut veren gelişmeler oldu; soyanın yapısında bulunan 'genistein' adlı bileşenin, prostat tümör hücrelerinin büyümesini önlediği keşfedildi.

    Soya ürünleri

    Soya fasulyesinden doğal olarak yararlanıldığı gibi soya filizi, soya sütü, soya eti, soya yağı, soya unu ve tofu olarak da tüketiliyor. Bunların dışında tempeh, miso, soya kepeği ve soya sosu dünya mutfaklarında kullanılan diğer soya ürünleri.
    Soya fasulyesinin kavrulup öğütülmesiyle elde edilen soya unu, yüksek nitelikli protein açısından zengin olmakla birlikte; mükemmel bir demir, kalsiyum ve B vitaminleri kaynağı. Nişastası az olduğundan mayalı ürünlerde toplam unun yüzde 20'si oranında un kullanılmalı. Pişirme ve kızartma sırasında hamurun su tutma özelliğini de artırdığından, elde edilen ürünler daha nemli oluyor. İçeriğindeki yağ, lif ve şeker; ortaya çıkan ürünün iç kısmına yumuşaklık veriyor. Yapısındaki çözünür protein, bol yağda kızartılan ürünlerin yağ çekme oranını azaltıyor. Keklerde soya unu kullanıldığında yumurta ve süt miktarını azaltmak gerekir. Soya unu muhallebi, pasta, kek ve erişte yapımında kullanılabilir.
    Çin ve Japonya'da taze olarak tüketilen soya sütü yüzlerce yıldan beri uygulanan basit bir teknikle elde ediliyor. Islatılıp pişirilen soya fasulyelerinin öğütülüp bastırılarak sütünün çıkarılması yoluyla günlük olarak hazırlanıyor. Siz de aynı yöntemle soya sütü elde edebilirsiniz ve içecek olarak tüketebileceğiniz gibi milk shake, dondurma ve kremalı çorbalarda kullanabilirsiniz.
    Ülkemizde de yaygın olarak kullanılan soya filizi genellikle çiğ olarak tüketiliyor. Soya filizi alırken fasulyesi kopmamış olanları seçin ve kısa sürede tüketin. Son yıllarda özellikle vejetaryenlerin tercih ettiği soya eti, soya ya da tofudan elde edilir. Büyük aktarlarda bulabileceğiniz soya etini, kırmızı ve beyaz ete alternatif olarak tüketebilirsiniz.
    İdeal bir bitkisel yağ olan soya yağı, hafif tatlı ve kokusuz bir yağdır. Duman verme ısısı (230 derece) yüksek olduğundan yüksek ısılarda kızartma yapmak için uygundur.
    Soya loru olarak da bilinen 'tofu', nagari adlı bir maddenin soyayla karıştırılmasıyla elde edilir. Tofu, donmuş yağ açısından fakir olup kolesterol içermez. Genel olarak ne kadar yumuşaksa, yağ oranı da o denli düşüktür. Sodyum kısıtlaması olan diyetler için iyi bir alternatiftir. Vakumlu paketlerde aldığınız tofuyu yemeden önce bir müddet suda bekletin ve 1 hafta içinde tüketin. Diğer soya ürünlerinden tempeh, haşlanmış soya fasulyesi ile pirinç ya da darının karıştırılmasıyla hazırlanır. 24 saat bekletilen karışım aslında geleneksel bir Endonezya yemeğidir. Miso; soya fasulyesi, pirinç ya da arpa, tuz ve bir çeşit bakteri kültüründen oluşur. Miso çorbası Japonya'da özellikle kahvaltı ve öğle yemeklerinde içilir.
    Son yıllarda çok fazla tükettiğimiz soya sosu ise mayalanma işlemi sonucu elde edilir. Mayalanma 'köji' adı verilen bir bakteri ile başlar. Soya sosundan özellikle tavuk ve kırmızı et yemeklerinde yararlanacağınız gibi bazı sosların yapımında da kullanabilirsiniz. Patates yemekleri ve türlü gibi çeşitlere de farklı bir lezzet katar.

    100 gr üründe ortalama protein miktarı (gr)

    100 gr üründe ortalama protein miktarı (gr)
    Patates 2
    Süt 5
    Pirinç 8
    Ekmek 10
    Unlu mamuller 12
    Yumurta 12
    Et 18
    Balık 25
    Peynir 25
    Soya unu 50

    Yarım fincan pişirilmiş
    soya fasulyesinin içeriği
    Kalori 149
    Protein (gr) 14.3
    Toplam yağ (gr) 7.7
    Doymuş yağ (gr) 1.1
    Doymamış yağ (gr) 6.6
    Karbonhidrat (gr) 8.5
    Ham fiber (gr) 1.8
    Kalsiyum (gr) 88.0
    Demir (mg) 4.4
    Çinko (mg) 1.0
    Thiamine (mg) 0.1
    Riboflavin (mg) 0.3
    Niasin (mg) 0.3
    Vitamin B (mg) 0.2
    Folacin (mg) 46.2


    5/3/2007

    ERGENLİK DÖNEMİNDE AİLEDE CİNSEL EĞİTİM

    Cinsel kimlik gelişimi, doğumla başlayan ve yetişkinliğe kadar devam eden bir süreçtir. Cinsel Eğitim ise ailede başlayıp okul ve çevre ile devam eden bir süreci kapsar ve toplumdaki cinsiyet rolleri ve modelleri, bu gelişim sürecinde tamamlayıcı rol oynarlar. Ailede alınan cinsel eğitim, çocuğumuzun cinsel kimliğinin ve sağlığının temelini oluşturur.
    İhtiyaç duyulan cinsel bilgi, aile tarafından, çocuğu tatmin edecek bir şekilde verilemezse, çocuk bu konudaki bilgiyi belki onu yanlış olarak etkileyecek başka kaynaklardan alabilir.

    Ebeveynler, çocuklarının cinselliğini görmezden geldiklerinde ve cinsel eğitimlerini önemsemediklerinde, kendi bıraktıkları boşluğun nasıl doldurulacağını, çocuklarının bilgi ihtiyaçlarının nereden karşılanacağını düşünme sorumluluklarını önemsemelidirler.

    Cinsel eğitim verilirken, çocuğun ne kadar bilgi almaya hazır olduğu çok önemlidir. Verdiğimiz bilgi çocuğu tatmin etmişse, devam edilmemeli, çocukta merak duygusunun uyanmasına kadar beklenmelidir.

    Çocuğa yapılacak en iyi rehberlik, ailesi tarafından sevgiyle yapılan rehberliktir.

    ERGENLİK DÖNEMİNDE CİNSELLİK
    İlkokul döneminde cinsellik uykuya yatar. İlkokul sonuyla birlikte çocuklar duygusal ve fiziksel olarak değişmeye başlarlar. Genellikle kız çocuklar erkeklere göre daha erken bu değişimleri yaşamaya başlar. Bazen erkek çocuklar da ergenliğe erken girebilir. Standart bir ergenliğe giriş dönemi yoktur. Belli yaş aralıklarında kız ve erkek çocuklar ergenliğe girer diyebiliriz. Ergenlik dönemi çok önemli bir değişim dönemi olmakla beraber, ergenin kendi cinselliğini öğrenmesi için en temel dönemdir.
    Bu dönemde anne-baba olarak sizlerin de çok yakından takip ettiği bu değişimleri yaşayan ergen;
    Başarısızlık ve hataları konusunda duyarlıdır,
    Gelecek gelmeyecekmiş gibi ""şu an"" ve ""şimdi"" de yaşar.
    Dikkat zayıfladığı için ders başarısı düşer,
    Mastürbasyon yapabilir,
    Yeni bedeninden hem utanç hem de gurur duyar,
    Kendi cinselliğine ilişkin yetişkin tepkilerini içselleştirir.

    Ergenlik döneminin başlamasıyla birlikte ergenlerde cinsel konulara ilgi yeniden artar. Ancak, anne ve babasından daha önce bilgi almamış ergenlerin bu dönemde onlara soru sorma şansı çok azdır. Daha önceki sorularına yeterli yanıt alamamış ergen, yeni bir merakla ortaya çıkan soru ve sorunlarını paylaşmak için anne-baba yerine başka kaynaklara yönelir; bu kaynaklar da genellikle çeşitli yayınlar ve arkadaşlardır. Arkadaşlar ergenin hayatında ""paylaşmak"" için önemli olmasına rağmen bazı duygularını anne-babayla paylaşmaya da ihtiyaç duyar. Değerler ve duygu aktarımı açısından, annenin kızına, babanın oğluna bilgi vermesi anlamlıdır. Bazen anne-babalar çocuklarının çekingen davrandığını ve soru sormadığını söylerler. Oysa ergenin soru sormaması bu konuda konuşmaya ihtiyaç duymadığı anlamına gelmez. Çünkü çocuk toplumsal ve kültürel etkenlerle cinselliğin konuşulmadığı, bir ortamdaysa soru sormaz. Ve bu konuda da soru sorulmayacağını öğrenir. Anne-baba tarafından ergenin cinsellikle ilgili merak ettiği şeyleri ve bu konudaki duygularını konuşabileceği bir ortamın mutlaka hazırlanması gereklidir.

    Çocuk cinsel kimlik gelişiminde sosyal rol olarak da anne babayı model alır. Anne/baba, kendi cinsiyetinden memnun değilse çocuk da bu cinsiyeti benimsemekte zorluk çekebilir. Örneğin, sürekli kadın olmanın zorluklarından yakınan, bir daha dünyaya erkek olarak gelmek istediğini söyleyen bir annenin kızının da kadınlık rolünden memnunluk duymayacağını söyleyebiliriz. Çünkü cinsel kimlik, cinsel eylemi de içinde barındıran ancak bunun ötesinde kadınlık rolü ve erkeklik rolünü de içeren geniş bir kavramdır.

    Cinsel kimlik gelişiminde toplumca uygun görülen rollerin kesin standardının olmadığı özellikle ergenlik dönemi bir geçiş dönemi olduğu için naif, kibar ve feminen davranışlar gösteren bir erkek çocuğun veya daha atak, maskülen davranışlar gösteren kız çocuklarının olabileceği ve bu durumun cinsel yönelimle ilgili bir durum olmadığını akılda tutmakta fayda vardır.

    NEREDE?
    NE KADAR?
    NE ZAMAN?
    Bazı aileler çocukları ile cinsellik konusunda açıkça konuşabilmektedir; ancak toplumumuzda büyük bir çoğunluk bu tür konuları konuşmada sıkıntı yaşamaktadır. Bu durumun temel nedeninin ebeveynlerin konuyu nasıl ele alacaklarını bilemeyişlerine dayandığı görülmektedir. Çocuk anne-babanın birbirlerine olan davranışlarını, ilişkilerini gözlemler. Anne-baba cinsellik konusu da dahil birbirleriyle konuşuyorsa, birbirlerine dokunuyorsa çocuk yaşanılan bir cinselliği görür ve anne-babanın cinsellik konusundaki davranış ve ilişkilerini içselleştirebilir.

    Cinsel eğitimde zamanlamanın önemi yanında bu eğitimin nerede, ne kadar verilmesi gerektiği de önemlidir. Ergeni anlamayacağı, ilgi duymayacağı konularda cinsel eğitim adına bilgi bombardımanına tutmak, kafasını karıştırmaktan başka işe yaramayacak, fayda sağlamak yerine zarar verecektir.

    Önemli olan, ergenin bilgiye ve eğitime ihtiyacı olan dönemleri belirledikten sonra yaşına uygun derecede ve gerekli olan bilgileri vermektir. Gereksinim arttığı dönemlerde, hem öğrenme kolay olacak hem de öğretilenler daha fazla işe yarayacaktır. Bilgiler mutlaka onun ne kadar sevildiği gösterilerek verilmelidir. Benlik saygısının gelişimi için bu çok önemlidir.

    Ergenin sorduğu soru ne olursa olsun (cinsellik- üreme) her şeyi bir çırpıda anlatmaya çalışmayın. Sadece sorulan soruyu yanıtlayın. Anne-babalar sorulan sorulara çoğunlukla hayvanları, böcekleri, leylekleri örnek gösterirler. Ancak ergen bununla tatmin olamaz. Onları ilgilendiren gerçek olgulardır. Çocuğunuz size cinsellik ve üreme ile ilgili sorduğu soru karşısında ""bu ne biçim soru"" edası ile ona bakmayın. Suratınızı buruşturup telaşa kapılmayın, doğal olun. Örneğin, çocuğunuzun üremeyle ilgili sorduğu soruyu yanıtlamanın en iyi yolu belki de döl yatağı içinde fetüsün ne şekilde geliştiğini gösteren resim ya da kitaplardır. Böylelikle, hem meraklı gözler ile izleyecek hem de sorusuna cevap alacaktır. İleride doğru olarak yanıtladığınız bu bilgileri hatırlayacak ve doğru kullanacaktır.

    ÖN ERGENLİK ve ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARIN CİNSEL EĞİTİMİ

    • İlkokula başladığında, çocuk cinsellikle ilgili bilgileri almıştır ve rahattır. Ancak, 4. – 5. sınıf özellikle kız çocuklarda bir uyarılma dönemidir. Aralarında özel konular konuşulmaya başlanır. ""Göğüsler ne kadar büyümüştür?"", ""Regl olmaya başlanmış mıdır?""

    • Ön ergenlik dönemine giren çocuğa ergenlik boyunca neler yaşayacağı anlatılmalıdır. Hormonlarla içteki yapı oluşurken, bizim de ergeni dıştan hazırlamamız, ona destek olmamız gerekir.

    Bu dönemdeki fiziksel gelişime bakıldığında;

    • Hipofiz bezinden salgılanan hormonlar, erkeklerde testisleri, kızlarda yumurtaları harekete geçirir. Testesteron ve progesteron hormonları böylece salgılanmaya başlar.
    • Kan kimyasının değişimi ile kızlarda göğüsler belirir, kıllanma başlar. Erkeklerde ise ses değişir ve kıllanma başlar.
    • Bazen yüzdeki sivilceler ergenin en önemli sorunu haline gelir. Bunun sadece ergenlikte olduğu, bu dönemde yağ ve ter bezlerinin daha çok çalıştığı anlatılmalıdır. Temizliğin çok önemli olduğu, bol su ve sabun kullanımının önemi vurgulanmalıdır.
    • Ortak olarak her iki cinste de hızlı bir büyüme olur. Önce burun daha sonra kulaklar büyür. Orantısız, anormal bir görünüm ortaya çıkar. Orantısızlıklar sakarlığın da ortaya çıkmasına neden olur. Ergene, bu çirkinlik döneminin bir iki yıl süreceği ve orantı sağlandıktan sonra güzel bir genç kız ya da erkek olacağı söylenmelidir.

    Mastürbasyon;
    Özellikle ailenin cinsellikle ilgili tutucu paradigmaları varsa, ergen mastürbasyon ardından suçluluk duyar. Cinsellik doğal bir ihtiyaçtır. Ancak yemek içmek gibi zorunluluk değil seçimlik bir ihtiyaçtır. Cinsel enerji sadece cinsellikle boşalmaz. Dans ederek ya da arkadaşlarla yapılan çeşitli faaliyetlerle de boşalabilir. Mastürbasyon bir çok cinsel davranıştan biridir. Ve her insanın yaşamında cinselliğin rolü ve cinselliğe verdiği önem farklı olacaktır. Ergene yapılabilecek açıklama, bunun doğal olduğu ancak kişiye özel olduğunun da vurgulanması gereklidir.

    Çok fazla mastürbasyon yapan ergenler için;

    • Acaba yeterince enerji harcamıyor mu?
    • Arkadaş ilişkileri iyi değil mi?
    • Mutsuz mu?
    • Çok mu yalnız kalıyor ?
    • Sosyal etkinlikleri az mı? gibi sorulara yanıt aranmalıdır.

    Mastürbasyon yapmak ergenin yaşamındaki başka boşlukları doldurabilir. Özellikle dış dünyadan izole ise, sosyal ilişkilerinde problem yaşıyorsa mastürbasyonu yoğun olarak yapabilir. Ancak çok ve az kavramının göreceli olduğu unutulmamalıdır.

    Bu dönemdeki kimlik gelişimine bakıldığında;

    • Sarsılmaz arkadaşlıklar kurma yoluyla, yakın ilişkilerde benimseneceğine olan güvenini ve geleceğe olan umudunu sağlamlaştırmak,
    • Otoritenin kural ve buyruklarına açık ya da örtülü biçimlerde başkaldırma yoluyla, bağımsız ve iradesi güçlü bir birey olduğu inancını geliştirmek,
    • Yetenekli olduğuna inandığı alanlarda sivrilme yoluyla, işinin ustası olabileceğini kendine ve başkalarına kanıtlamak,
    • Cinsellikle uğraşarak ve cinsel yanı olan ilişkileri deneyerek tam bir kadın ya da erkek olmaya yönelmek gibi uğraşılar içinde oldukları görülmektedir.

    Son olarak;
    Çocuklarınızı kitaba göre büyütmekte bir sakınca yoktur. Her çocuk için farklı bir kitaba gereksiniminizin olduğunu unutmamak şartıyla...

    24/2/2007

    DENGELİ BESLENME KURALLARI

    Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, "Ben gerçekten aç mıyım" eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.

    Yiyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.

    Daha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.

    Bir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık... sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..

    Hiçbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.

    Geçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.

    Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık... sürelerle devam eder.

    Yeryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.

    Artık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: "Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?

    Eğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.

    Sosyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın

    Eğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.

    Her zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.

    Bol sebze, Az yağ, Bardak bardak su... .

    Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, "Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum." Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.

    Bilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.

    Her yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor.

    Arama Motorları
    Google Adsense
    Banka EFT kodları

    Bedava Web Alanları Çizgi Roman Siteleri Dernekler Devlet Siteleri Ekonomi Siteleri Gerekli Siteler İnternet Üzerinde Arama Linkleri
    İslamı Siteler Java Cripts İle İlgili Bilgi Veren Linkler Kendi Bannerleriniz Kendiniz Hazırlayabileceğiniz Linkler Medya Linkleri Magazin Siteleri Online Elektronik Sözlük Siteleri Online Sözlük Siteleri Online Yabancı Sözlük Siteleri - Spor Siteleri Software & Download Tasarımla İlgili En Popüler Linkler Teknolojik Bilgi İçeren Linkler
    Blogcu ile yapıldı