Pişirme ve yeme biçimi besinleri en büyük düşmanınız haline getirebilir. Oysa doğru besinleri, doğru şekilde pişirmek ve yemekle büyük oranda kanseri önlemek mümkün olabilir.
Yediğiniz besinlerinsizin için bir soruna da mucizeye de dönüşmesi kendi elinizde.
Son yıllarda yapılan çalışmalar beslenme alışkanlığının kanserde en önemli faktör olduğunu ortaya koyuyor. Dünyadaki kanserlerin üçte birinin besinler ve besin alma şekillerinden kaynaklandığı sanılıyor. Dünya Kanser Araştırma Vakfı, Amerikan Kanser Araştırma Vakfı ve Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'nün vardığı değerlendirmelere göre, kanserlerin yüzde 80-90'ı önlenebilir. Bu kuruluşların verilerine göre mide ve bağırsak kanserlerinin yüzde 90'ının; rahim, safrakesesi, pankreas ve göğüs kanserlerinin yüzde 50'sinin; akciğer, ağız, mesane, rahim ağzı, prostat ve özafagus kanserlerinin yüzde 20'sinin ve diğer kanserlerin yüzde 10'unun uygun ve doğru beslenme alışkanlıklarıyla önlenmesi mümkün. Beslenme uzmanı Doç. Dr. Huriye Wetherilt, beslenme ve kanser ilişkisini anlattı.
Beslenmenin en etkin olduğu kanserler hangileri?
Beslenme en çok, sindirim sistemi (ağız, yemekborusu, mide ve bağırsak), hormon salgılarıyla ilgili organlar (göğüs, rahim, yumurtalık, prostat), akciğer, karaciğer, safrakesesi ve pankreasta gelişen kanserlerde etkili. Gelişmiş ülkelerde kanser oluşumunu etkileyen diyetetik etmenler, metabolik ve hormonal nedenlere bağlı. Bu toplumlarda beslenme şekli daha çok bağırsak (kolon, rektum), göğüs, endometrium (rahim) ve prostat kanserlerinin görülmesinde etkili. Geri kalmış toplumlarda ise kanseri oluşturan diyetetik etmenler daha çok hijyenik olmayan gıda tüketimine, bir başka deyişle gıdaların kimyasal, biyolojik kirlenmesine bağlı oluyor. Bu kesimlerde beslenme alışkanlıklarıyla ilgili olarak daha çok mide, ağız, farinks, özafagus, karaciğer ve serviks (rahim ağzı) kanserleri görülüyor.
Farklılığın sebebi ne?
Gelişmiş, endüstrileşmiş toplumlarda et, kızartma, şekerli, beyaz unlu veya işlem görmüş gıdaların tüketiminin yüksek olmasına ve aşırı kilo alımına; gelişmesi daha geri kalmış, özellikle kırsal kesim toplumlarında ise nitrosamin ve mikotoksin içeren gıdaların tüketimine, vitamin ve mineral yetersizliğine, papiloma virüs, hepatit virüsü ve helikobakter enfeksiyonlarının yaygın olmasına bağlanıyor. Ülkemizde erkeklerde akciğer ve sindirim sistemi kanserleri, kadınlarda ise göğüs, idrar ve üreme sistemi kanserleri görülüyor. Bu da toplumuzdaki kanserlerin beslenmeyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Türkiye, bir Akdeniz ülkesi olmasına rağmen batı bölgelerindeki hızlı şehirleşme ve bununla gelişen 'fast food' merakı, doğuda ise olanaksızlıklar, farklı alışkanlıklar ve yetersiz hijyen koşulları nedeniyle Akdeniz usulü beslenilemiyor.
Doğru bir beslenmeyle kanser ne kadar önlenebilir?
Doğru yeme alışkanlıkları, fiziksel aktivite ve ağırlığın normal sınırlarda olması kanser görülme sıklığını en az üçte bir oranında azaltıyor. Bu da dünyada her yıl üç-dört milyon kanser vakasının önlenmesi demek. Besinlerimizde bulunan maddelerin bazıları kanser oluşumunu destekliyor. Bazıları ise kanseri engellemede yardımcı.
Kanserde kısa boy avantajı
Şişmanlık ve fiziksel aktivite nasıl etkili oluyor kanser oluşumunda?
Şişmanlık, erkeklerde bağırsak ve akciğer, kadınlarda ise hormonlarla ilgili kanserleri (göğüs, rahim, yumurtalık, tiroid bezi tümörleri) özellikle destekliyor. Enerji kısıtlaması, göğüs ve bağırsak kanserleri ile lösemi oluşumunu da etkiliyor. Ayrıca kısa boylu kişilerin kansere yakalanma riskleri uzun boylulara göre daha düşüktür. Bu da büyüme-gelişme çağında besin kısıtlamasının, kansere karşı koruyucu etkinlik gösterdiğini düşündürüyor. Fiziksel aktivite kadınları göğüs kanserine karşı koruyor. Örneğin gençlik yıllarında atletizmle uğraşan kadınlarda göğüs kanseri daha az görülüyor. Hayat boyu hareketli olan veya işinde fiziksel güç kullanan kişilerde tümör riski azalıyor.
Yağların kansere etkisi nedir?
Yağların kanserle olan ilişkilerinde yağın cinsi ve miktarı önemlidir. Linoleik asit düzeyi yüksek olan bazı sıvı yağlar (ayçiçek, mısır özü, pamuk yağları vb.) kanser oluşumunu destekliyor. Bunun bir nedeni, kızartma sürecinde ortaya çıkan peroksitlerin DNA hasarına yol açmalarıdır. Vücudumuzda 'linoleik' asitten üretilen 'prostaglandinler' kanser hücrelerinin zarları için gerekli olduğundan ve bizi kansere karşı koruyan bağışıklık sistemi hücrelerini baskıladıklarından kanserli hücre gelişimini hızlandırıyor. Sıvı yağların hidrojenle doyurulmasıyla yapılan margarinler işlem sırasında ortaya çıkan ve doğal olmayan 'trans yağ asitleri' nedeniyle kanser oluşturma açısından sakıncalı.
Ancak balık yağında ve bazı sebzelerde bulunan omega-3 yağ asitleri (DHA, EPA ve alfa-linolenik asit), kansere karşı koruyucu etkinlik gösteriyor. Balık yağlarının insanlarda ve hayvanlarda prostat, göğüs, melonoma, fibrosarkoma ve bağırsak kanserlerini önledikleri bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Melanoma ve göğüs tümörlerinin akciğere yayılmalarını (metastaz) da engelliyor. Omega-3 yağ asitleri ayrıca vücudun bağışıklık sistemi hücrelerini koruyarak da kanser oluşumuna karşı direnci artırır.
Kanser açısından risk altında olanlar nasıl yağlar kullanmalı?
Bu kişiler özellikle bitkisel sıvı yağ tüketim miktarını mümkün olduğunca azaltmalı, margarin kullanmamalı, buna karşın balık yağı tüketimini artırmalı. Zeytinyağı ve fındık yağı sıvı yağ oldukları halde linoleat düzeyleri düşük olduğundan kanser oluşumunu çoklu doymamış yağlar kadar desteklemekle beraber kanser riski altındaki kişiler tarafından dikkatli kullanılmalı. Tereyağ, içerdiği butirik asidin kanser önleyici etkileri nedeniyle risk altındaki kişilerle belli miktarda kullanılabilir.
Erkeklere meyve kadınlara sebze
Proteinlerin kanserde nasıl bir etkisi var?
Hayvansal kaynaklı protein (süt, yoğurt hariç) açısından zengin diyetler mide, bağırsak, göğüs, prostat ve böbrek kanserlerini hızlandırabiliyor. Et ve tavuk tüketimini kısıtlamak, kanser oluşumunu baskılıyor. Ancak bu etkinlik, hayvansal etlerin protein içermesinden ziyade yüksek yağ bulundurması veya pişirme tarzından kaynaklanıyor olabilir. Bunun yanında bitkisel proteinler, özellikle soya proteini; kansere karşı vücudu koruyucu etkinlik gösteriyor. Ancak bu etkinlik işlem gören soya ürünlerinde (soya eti, soya sosu vb) kayboluyor. Hatta Çin'de çok sık görülen yemek borusu kanserlerinin başlıca nedenlerinden birinin bu ülkede soya sosunun yaygın kullanımı olduğu öne sürülüyor.
Nişastalı, şekerli besinlerin kanser oluşumunda rolü ne?
Çok fazla hamurişi ve şeker tüketimi pankreas, göğüs, yemekborusu, mide ve bağırsak kanserleri riskini artırıyor. Ayrıca bu tür besinlerin aşırı tüketimi şişmanlığa neden olduğundan dolaylı yoldan kanseri destekliyor. Diyet ve kanser ilişiklerinde ilgi çeken besin maddelerinden biri posa. Posa, sindirim sisteminde sindirilmeyen maddelerdir. Ana kaynakları tahıllar, kurubaklagiller, meyve ve sebzelerdir. Bağırsak kanserine karşı koruycu etkisini et ve yağ tüketimiyle, bağırsakta kanser yapıcı maddeleri seyrelterek, emerek; bağırsak bakterilerinin, safra asitlerini kanser yapıcı maddelere dönüştürmesini engelleyerek ve bağırsak hareketlerini artırarak gösteriyor.
Ancak etkinlik posanın kaynağına göre değişebiliyor. Meyve ve sebze posaları, bağırsak kanseri riskini önemli düzeyde azaltıyor.
Erkeklerde meyveler, kadınlarda ise sebzeler daha etkili. Bazı araştırmalarda buğday kepeğinin tümör oluşumunu engellediği gösterilmiş. Bu etkinin kepekteki fitik asitten kaynaklandığı sanılıyor.
Kanser oluşumunu destekleyen besinler
Şişmanlık ve yüksek kalorili diyet
Küflü besinler
Çoklu doymamış sıvı yağlar ( ayçiçek, mısırözü, soya, pamuk yağları vb.)
İşlem görmüş, dumanlanmış etler
Nitrit katılmış besinler (sosis, salam)
Kavrulmuş, yanmış besinler (etler)
Sirke, turşu, soya sosu gibi fermente besinler.
Salamura ve tuzlanmış besinler
Ağır metaller (kurşun, cıva vb.)
Beyaz un ve rafine şeker